YAYINI CANLI DİNLEMEK İÇİN TIKLA.
Arşiv
Charlize Theron
Marlon Brando
Nazım Hikmet
24 Kasım
Mayakovski
Pülümür
Şapka Devrimi
Cevat Çapan
Necip Fazıl
Alzheimer
Ömer Muhtar
Ümmü Gülsüm
James Joyce
Lady Gaga
Picasso
M@atrix
Evlen Benimle
Steve Jobs
Şeb-i Arus
Sigmund Freud
Mutlu Yıllar
Che




Charlize Theron

Marlon Brando
Nazım Hikmet
24 Kasım
Mayakovski
Pülümür
Şapka Devrimi
Cevat Çapan
Necip Fazıl
Alzheimer
Ömer Muhtar
Ümmü Gülsüm
James Joyce
Lady Gaga
Picasso
M@atrix
Evlen Benimle
Steve Jobs
Şeb-i Arus
Sigmund Freud
Mutlu Yıllar
Che





Charlize Theron

Marlon Brando
Nazım Hikmet
24 Kasım
Mayakovski
Pülümür
Şapka Devrimi
Cevat Çapan
Necip Fazıl
Alzheimer
Ömer Muhtar
Ümmü Gülsüm
James Joyce
Lady Gaga
Picasso
M@atrix
Evlen Benimle
Steve Jobs
Şeb-i Arus
Sigmund Freud
Mutlu Yıllar
Che





Charlize Theron

Marlon Brando
Nazım Hikmet
24 Kasım
Mayakovski
Pülümür
Şapka Devrimi
Cevat Çapan
Necip Fazıl
Alzheimer
Ömer Muhtar
Ümmü Gülsüm
James Joyce
Lady Gaga
Picasso
M@atrix
Evlen Benimle
Steve Jobs
Şeb-i Arus
Sigmund Freud
Mutlu Yıllar
Che





Charlize Theron

Marlon Brando
Nazım Hikmet
24 Kasım
Mayakovski
Pülümür
Şapka Devrimi
Cevat Çapan
Necip Fazıl
Alzheimer
Ömer Muhtar
Ümmü Gülsüm
James Joyce
Lady Gaga
Picasso
M@atrix
Evlen Benimle
Steve Jobs
Şeb-i Arus
Sigmund Freud
Mutlu Yıllar
Che





Charlize Theron

Marlon Brando
Nazım Hikmet
24 Kasım
Mayakovski
Pülümür
Şapka Devrimi
Cevat Çapan
Necip Fazıl
Alzheimer
Ömer Muhtar
Ümmü Gülsüm
James Joyce
Lady Gaga
Picasso
M@atrix
Evlen Benimle
Steve Jobs
Şeb-i Arus
Sigmund Freud
Mutlu Yıllar
Che





Charlize Theron

Marlon Brando
Nazım Hikmet
24 Kasım
Mayakovski
Pülümür
Şapka Devrimi
Cevat Çapan
Necip Fazıl
Alzheimer
Ömer Muhtar
Ümmü Gülsüm
James Joyce
Lady Gaga
Picasso
M@atrix
Evlen Benimle
Steve Jobs
Şeb-i Arus
Sigmund Freud
Mutlu Yıllar
Che




Charlize Theron

Marlon Brando
Nazım Hikmet
24 Kasım
Mayakovski
Pülümür
Şapka Devrimi
Cevat Çapan
Necip Fazıl
Alzheimer
Ömer Muhtar
Ümmü Gülsüm
James Joyce
Lady Gaga
Picasso
M@atrix


































































































































































































Televizyon haberleri akıl sağlığına zarar veriyor!


Düşün!.. Televizyonda izlediğiniz haber bültenleri size ne fayda sağladı?.. Ne haberi aldınız?.. Bir düşünün. Bütün haberler kapalı devre yayın gibi. Hepsi birbirinin aynı. Hepsi denetimden geçmiş haberler...

Önce Başbakan. Sonra Başbakan Yardımcısı. Sonra zam haberleri. Ardından trafik kazaları. Devamında aşiret kavgaları. Öte yandan spor haberleri. Ha bir de Sayın Kılıçdaroğlu Başbakana ne dedi!..

Gerçekten komik. Neredeyse hepimizin evlerinde, kablolu yayının dışında uydu antenli yayınlar var. Bir gün örneğin; RTL (alman kanalı) haberlerini izleyin. Dilini bilmeniz gerekmiyor. Bir olayı derinlemesine anlatıyor ve sansür gerektirmeksizin... El Cezire kanalını izleyin. Türkiye haberlerini izleyin... Gözlerinize inanamayacaksınız. Çünkü dışarıdan ülkemize baktığınızda, inanamayacağınız olayları derinlemesine aktarıyorlar.

Bir İtalyan kanalına bakın. Orada bir Türkiye belgeseli izleyin. İlk söyleyeceğiniz şey, "yahu biz bu cennette mi yaşıyoruz" olacaktır. Çünkü öyle özenli çekimler ve yönetmenlik var ki, inanamazsınız.

Şahsen hangi kanal olursa olsun, izlenilen haberler gerçekten yetersiz ve gerçeğin çooook uzağında. Dolayısıyla komik. Bu gün noel baba gündemi olur yarın kedi fare konusu... Şaşırırız, gülüşürüz ve ayıplarız... Gerçeeer gideriz... Eee haber alamadık. Eski deyimle, ajans izleyemedik?!.


Aklınızı kaybetmemek için, bol bol belgesel izleyin.  

Bu bakımdan, vakit buldukça belgesel izliyorum. Tavsiyemdir. Çünkü biraz da olsun akıl sağlığınız yerindeyse, yaşamınız sonuna kadar onunla idare edin. Şahsen belgesellerden öğrendiğim çok fazla hayat bilgisi var. Hayvanat alemi ve doğanın bize veridği ilaç ve yaşama alanları.

Saygımla,
melon






Bir yazı olur karışırım hayata...

Bu yazı Rod Stewart – Have you ever seen the rain eşliğinde yazılmıştır :)Hepimiz kendi dünyamızın minik prensleri ve prensesleri değilmiyiz.

Düşünün ufacık bir çocukken annenin babanın prensi ya da prensesi ve sonra büyüyünce
hayatımıza dahil olanların. Yıllar geçsede neysek o olmaya biraz daha farkılılaşarak devam
ediyoruz. İşte bu farklılaşmanın arasında bazı anlar vardır hayatımızda ve bazı kokular işte o kokular o
anları sonsuz yapandır.

Nasıl mı derseniz hemen sayabilirim.
Mesela; Sabah uyandığınızda evi kaplayan anne keki kokusu gibi. Yağmurlu bir günde şehire karışan yağmur kokusu gibi. Kışın burnunuzun dibinden ayrılmayan is kokusu gibi.

Gecekonduların o kendine has nem kokusu gibi...
Daha o kadar çok sayabilirim ki size.

Kar yağarken lapa lapa inen o huzur kokusu gibi.Huzurun kokusu olurmu demeyin sakın o
içlerinde en güzellerinden biri :)

En güzeli de hayatınızın tam orta yerinde en güzel köşeyi kapmış o insanın kokusu değil mi? Derin bir nefesle tüm ciğerlerinize doldurduğunuz ve her an burnunuzun dibinde olan o koku.

Şimdi düşünün sizin için en önemli olanı bu saydıklarımdan hangisi ya da buraya
yazmadıklarımdan hangisi?

Cevabınız sizde kalsın hala minik birer prens ve prenses olan güzel insanlar.

Benim cevabımda bende kalsın.Ama ufak bir ip ucu benim için önemli olanlar yazdıklarımın
içinde saklı :) En başa dönecek olursak işte bir yazı olarak hayata karışmanın güzelliği de bu satırlarda saklı.

Muhteşem bir hafta olsun!


Sevgiler, Nur Şentürk / www.twitter.com/nursenturk




































































































































































































Bir Duygu Hizmetkârı GeceninMelonŞapkası Ben


Adım bu bahiste
hiç önemli olmadı. Olmayacak da...

19 galip seneye birlikte olmanın güzelliğiyleyim. Bu bana kâfi.

1993 yılında, türlü badireler atlatmış ve çocukluğunu hiç anlamadan yaşayarak, adam olmanın çabukluğunu öngören hükümet meselelerinin, inatla kenara bıraktığı, çocukluğundan bir nebze nefes almaya çalışan, ama yine de derin nefese gerek duyulmaması gerektiğini söyleyen hayatın 23 yaşına erişebilmiş bir delikanlısıydım o yıllarda sizlere merhaba dediğim zaman. Tevafuk oludğunu biliyormuş gibi, kendimi mikrofon başında anlatırken buldum.

Bu benim için dönüm noktasıydı. Bir işim vardı elbette. Fakat mikrofondan konuşmak hobim olacak ve öyle kalacaktı. Ama bu böyle olmadı. Hobi diye düşündüğüm, birdenbire asıl işim olmlaya başladı. Yazdığım şiirlerimi büyük bir heyecanla sizlerle paylaşacak ve dört duvarın tam ortasında kendimi kanatırken yazdıklarım sizlerin de işinize yarayacağını henüz bilmeden.

Evet insanın kendini anlatması haylice zor. 18 sene uğraşımla yapışık işim, sesimi ve yaşantımı olgunlaştırdı.

Her zaman söylerim; "telesekretere not bırakamayan insandım". Fakat öyle bir değişime uğradı ki bu heyecanım, artık milyonlara seslenmenin ayrıcalığı karşısındaydım.

Ardından kitaplarım oldu. bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi ve sekiz. Vay gidi. Epey olmuş. Her biri ticari kaygı gözetmeksiniz sizlere birer armağan olmuştur. Elbette döneminde radyo programı yapmak, "televizyon sektörüne bir basamak" olarak görülmüştü!.. Ne derler, meşhur olmak!.. Sizlerin de yakından tanıdığı televizyonlardan da tanıdığınız çok arkadaşım televizyonu seçti. O yıllar televizyona hiç sıcak bakmadım. Elbette olsaydı iyi olurdu, diyesim geliyor bazen. Daha çok kitlelere ulaşabilirdim. Fakat bunun çok da iyi bir düşünce olmadığını şimdi daha iyi anlıyorum. Çünkü seçtiğim iş ve fıtratımdaki uğraşımın sahnesi gerçek anlamda "radyo" olmalıydı. Evte bu da böyle oldu. Bu konuda da fevkalâde memnunum bu durumdan.

1993-2012 uzun zaman olmuş ya hû. Eskiden mektuplarınız gelirdi. Heyecanla ve değişik renkte kalemlerle yazılmış. Kiminde göz yaşı, kiminde atıldıktan sonra vaz geçilmiş buruşmuş kağıtlara yazılmış. Kimisi hasret, kimisi gurbet bekçisi, kimisi de tutuk yaşamından göz yaşlarıyla damlatılmış mektuplar.

Sonra ev telefonlarından, yorgan altından aramalar. Ailesinin duymaması gerektiği zamanlar. Sonra ankesörlü (sokak telefonları) aramaları. "jetonum bitiyor hemen konuşmalıyım" diye acele acele heyecanını anlatmaları... Don tutmuş kıvrımlarında sokakların, bir kelam pille çalışan radyoların tiz sesleri. Şahane zamanlardan şanslı yolculuğumuzdayız aslında... Çoğunuzun iş-güç sahibi olduğunuzu bilmek. Evlenip çoluk çocuk sahibi oluduğunuz haberlerini almak. Hatta doğan çocuklarınıza da dinletiyor olmanız, gerçekten inanılmaz bir duygudur benimçin.

Yaşamında hep saygı gösterdim. Saygı beklemek için değil fakat. Saygı aslolandır. Sevmek gibi. Önce kendime olan saygım sonra sizlere. Kendime saygı duymamış olsaydım, bunca sene bu program ve size ulaşımlarım elbette uzun soluklu olmazdı düşüncesindeyim.

Gönül istiyor ki devamlı sizlere kitaplar yazmak ve çokça imza günleri-paneller düzenleyebilmek. Fakat yaşadığımız bu zamanda gerçekten zorlaştı bu düşündüklerim. Gönül istiyor fakat olamıyor. Çünkü bir roman yazmak için sakinliğe ve biraz da olsun maddi imkâna ihtiyaç vardır. Şiir yazmak için bu durum böyle değildir... Şiir yazmak için bilâkis karışıklığa ihtiyaç vardır.

Gönül çok şey yapmak istiyor değerli dostlarım.

Bilmeyen arkadaşlara bir not; saat 23:00-01:00 arası, Radyo D frekanslarından dinleyebilirsiniz. Ömür Yolculuğumuz'da birbirlerimize yoldaş olalım...

Size buradan sıkça yazmak isterim.

Saygımla,

melon


Serpil Çavuşoğlu'nu Tanımak
16 Şubat 1973’de İstanbul’un Kurtuluş semtinde odası tek, içi pek bir evde dünyaya tanıştırıldım. Dört kardeştik. Bu minyatür yuvanın ve yokluğun içinde, mutlu olduğum pek çok gün hatırlıyorum. En belirgin özelliğim bukalemunu aratmayan göz rengimdir.


















































































































































































































Dikkat!
Bir 
Günlüğüne Zihnim
Uyandı!
Bu gece saat on ikiyi vurduğunda, ben kendi engelli zihnimde olacağım. Peki, bu gece saat on ikiyi vurduğunda, siz hangi zihniyette olacaksınız?Adım Bulut. Bedensel ve zihinsel engelliyim. Sadece bir günlüğüne bir mucize oldu ve zihinsel engelim ortadan kalktı. Böylece ne düşünürsünüz, ne yaparsınız, ne hissedersiniz, ne yersiniz, ne içersiniz, neden güler, niye ağlarsınız hepsini hissediyor, düşünüyor ve görüyorum. Fakat anlam veremediğim ve şaşkınlıkla izlediğim bazı şeyler oldu.
Serpil Çavuşoğlu'nun yazısını okumalısınız.



Çita
Sıfırdan 120 km/saat hıza sadece 3,1 saniyede erişebilmektedir.

Eğer 460 metreden fazla koşarsa vücut ısısı 46 derecenin üstüne çıkar ve bu da çitanın beynine zarar verir.

Bu üzden avlanma
sırasındaki koşusu genellikle bir
dakikadan daha kısa sürer.

Uzmanlar dünyada 3.000 vahşi çita olduğunu düşünüyor.

Dişi çitalar yirmi ile yirmi dört aylıkken ergenliğe erişirler. Öte yandan erkek çitalar bu
sürece on iki aylıkken ulaşırlar.

Buna karşılık cinsel birleşme üç yaşından evvel nadiren gerçekleşir.




Charlize Theron

Marlon Brando
Nazım Hikmet
24 Kasım
Mayakovski
Pülümür
Şapka Devrimi
Cevat Çapan
Necip Fazıl
Alzheimer
Ömer Muhtar
Ümmü Gülsüm
James Joyce


























































































































































































































































































































































































































YAYINI CANLI DİNLEMEK İÇİN TIKLA.